Kansas yollari tastan, ustelik bitmek bilmiyor
Bir nefes, iki nefes, uc nefes derken anliyorum ki boyle nefes ala vere sakinlesmenin mumkunati yok. O zaman diyorum neden yola koyulmuyoruz.
Oncelikle bi gidecegimiz yeri bulmamiz lazim, bir de gitari tabi. Yan tarafta bi alinmayan bavullarin toplandigi mekan oldugu bilgisine ulasiyoruz. Hemen gidiyoruz kendimizi bavul yiginlarinin arasina atiyoruz. Buraya aklina gelebilecek her bavulu her sekilde atmislar ve hatta tutmamislar. Oyle surunuyor bavullar ustuste gelgelelim bizimki yok. Zaten beklemiyorduk da bi umut hani.
Elimiz bos bari ucaga gidelim diyoruz. Saate henuz bakmis degiliz, yani ucak bekliyo mu gitti mi belli degil. Belli olsun da istemiyoruz. Murphy'ye inanan tipleriz, durduk yerde moral bozmanin ne alemi var?
Soruyoruz bizim ucak nerde diye, trene bineceksiniz diyorlar. Yok biz havayoluyla geldik ayni sekilde gitmek istiyoruz diyoruz, tamam iste ucaga ulasmak icin trene bineceksiniz diyorlar yine. Lan diyoruz, biz bu filmi gormedik mi? Bak diyoruz bi sakatlik olmasin? En son tren macerasi pek parlak degildi. Yok ille de bindirecekler trene, nuh diyorlar peygamber demiyorlar.
Neyse treni buluyoruz ama gelgelelim bu tren digeri gibi degil, resmen peronu var, 2 yone birden gidiyor, ustelik bilmemkac tane durak ismi felan da var. Biz nereye gidicez belli degil. Kapi numarasindan tahmin etmeye calisiyoruz, insanlara soruyoruz ama kesin olarak bisi soyleyen yok. E insan boyle bir kavsaga bi tane gorevli koymaz mi?
Neyse uzunca bi bekleyisin sonunda geliyor tren kardes. Lokomotifi yoksa da bikac vagonu olan bildiginiz minik bi tren bu. Kapilar aciliyor ve o da ne, gorevlimsi bir adam, hemen yakasina yapisiyoruz. Diyor ki iste su yonden gelene bin, sonra su tabelada bilmemne yazinca in. Iyi diyoruz, dogru yonden gelen treni bekliyoruz, bi 10 dakka sonra geliyor da biniyoruz, tabelada bilmemne yazmasini bekliyoruz da bekliyoruz. Almanya'nin 5 kati felan burasi en az, tren yolu araba yollariyla makaslara felan giriyor, alttan ustten geciyor, bilmemne duraginda yolcu indirip bindiriyor ve iste terminaller arasinda ne kadar bir mesafe olabilir sorusuna beklenmeyecek buyuklukte bir cevap verip bizim duraga geliyor.
Inip karsidan karsiya gececegiz boyle ama bizim taksim'deki tramvaya inip cikarkenkine benzer mekanlardan gecmemiz gerekiyor. Boyle acik hava baglantili yerleri var, diyorum ki ilk dogal oksijeni aliyoruz birazdan.
Sen misin alan? Lan bildigin sicak bu, hem de oyle boyle degil, hamam bildigin. Yok canim diyorum, bu trenin havasidir ya da ucaklarin havasi, normal hava boyle degildir. Kendimi avutmaya calisiyorum, yok bak burasi soguk dediler, adamin bitarafi donuyormus kisin, olamaz bu kadar sicak.
Neyse, ilerliyoruz alttan ustten, geliyoruz asil terminalimize, hakkaten buyuk, boyle bi yuruyen merdivenden iniyoruz bi binanin icine ki buyuk hakkaten, bizim kapalicarsi kalabalikliginda ve en az bir ucak hangari buyuklugunde bi yer. Onlarca kubikimsi, hepsinde degisik havayollari, bir karinca kolonisi gorunumunde, arada anonslar felan, karmakarisik.
Inip bizim havayolunu ariyoruz, hesapta buluyoruz ama bir degil onbinbir tane mekan var, kimisinde adam var ama onunde insan yok, kimisinde bir yigin, kimisi bos. Yine soralim felan diyoruz ama herkes bi mesgul boyle, bosta takilan adam yok. Neyse yaslica bi hatun buluyoruz, diyoruz ki biz Kansas'a uccaktik en son, diyor ki su ekranlari kullanicaksiniz. Ekran dedigi garip bisi, orasina bileti burasina bi kredi karti surtmemiz gerekiyor. Basliyoruz kurcalamaya ama cozebilirsen coz, bi bileti begenmiyor, bi kredi kartini begenmiyor, vs derken en son diyor ki git bilmemne havayollari ile gorus. E be civanim, biz zaten onu yapmak istiyoruz, niye kastiriosun da bastan soylemiosun.
Ayni yasli kadina gidip lan bak bole dedi diyoruz, o zaman suraya gidin surdan siraya girin diyor, e ben sana direk bunu sordum zaten ne oyaladin beni diyorum, bisi demiyor pis pis bakiyor. O sirada kardesim araya giriyor, abi bak burasi Turkiye degil, deme soyle seyler, anlamiyor bu Amerikalilar bu tarz seyleri diyor.
Uzaklasiyoruz kadindan, ben soyleniyorum kendi kendime. Hala bavulumuz yok, hala ucagimiz yok, hala nereye nasi gidiyoruz belli degil. Donup duruyoruz, gelmemiz gereken bankoya geliyoruz, siraya giriyoruz, sira geliyor, adamin onune gidiyoruz, biletler elimizde, uzun ip belimizde, adama uzatiyoruz. Adam soyle bi bakiyor ve diyor ki:
"Niye kacirdiniz ucagi?"
Oncelikle bi gidecegimiz yeri bulmamiz lazim, bir de gitari tabi. Yan tarafta bi alinmayan bavullarin toplandigi mekan oldugu bilgisine ulasiyoruz. Hemen gidiyoruz kendimizi bavul yiginlarinin arasina atiyoruz. Buraya aklina gelebilecek her bavulu her sekilde atmislar ve hatta tutmamislar. Oyle surunuyor bavullar ustuste gelgelelim bizimki yok. Zaten beklemiyorduk da bi umut hani.
Elimiz bos bari ucaga gidelim diyoruz. Saate henuz bakmis degiliz, yani ucak bekliyo mu gitti mi belli degil. Belli olsun da istemiyoruz. Murphy'ye inanan tipleriz, durduk yerde moral bozmanin ne alemi var?
Soruyoruz bizim ucak nerde diye, trene bineceksiniz diyorlar. Yok biz havayoluyla geldik ayni sekilde gitmek istiyoruz diyoruz, tamam iste ucaga ulasmak icin trene bineceksiniz diyorlar yine. Lan diyoruz, biz bu filmi gormedik mi? Bak diyoruz bi sakatlik olmasin? En son tren macerasi pek parlak degildi. Yok ille de bindirecekler trene, nuh diyorlar peygamber demiyorlar.
Neyse treni buluyoruz ama gelgelelim bu tren digeri gibi degil, resmen peronu var, 2 yone birden gidiyor, ustelik bilmemkac tane durak ismi felan da var. Biz nereye gidicez belli degil. Kapi numarasindan tahmin etmeye calisiyoruz, insanlara soruyoruz ama kesin olarak bisi soyleyen yok. E insan boyle bir kavsaga bi tane gorevli koymaz mi?
Neyse uzunca bi bekleyisin sonunda geliyor tren kardes. Lokomotifi yoksa da bikac vagonu olan bildiginiz minik bi tren bu. Kapilar aciliyor ve o da ne, gorevlimsi bir adam, hemen yakasina yapisiyoruz. Diyor ki iste su yonden gelene bin, sonra su tabelada bilmemne yazinca in. Iyi diyoruz, dogru yonden gelen treni bekliyoruz, bi 10 dakka sonra geliyor da biniyoruz, tabelada bilmemne yazmasini bekliyoruz da bekliyoruz. Almanya'nin 5 kati felan burasi en az, tren yolu araba yollariyla makaslara felan giriyor, alttan ustten geciyor, bilmemne duraginda yolcu indirip bindiriyor ve iste terminaller arasinda ne kadar bir mesafe olabilir sorusuna beklenmeyecek buyuklukte bir cevap verip bizim duraga geliyor.
Inip karsidan karsiya gececegiz boyle ama bizim taksim'deki tramvaya inip cikarkenkine benzer mekanlardan gecmemiz gerekiyor. Boyle acik hava baglantili yerleri var, diyorum ki ilk dogal oksijeni aliyoruz birazdan.
Sen misin alan? Lan bildigin sicak bu, hem de oyle boyle degil, hamam bildigin. Yok canim diyorum, bu trenin havasidir ya da ucaklarin havasi, normal hava boyle degildir. Kendimi avutmaya calisiyorum, yok bak burasi soguk dediler, adamin bitarafi donuyormus kisin, olamaz bu kadar sicak.
Neyse, ilerliyoruz alttan ustten, geliyoruz asil terminalimize, hakkaten buyuk, boyle bi yuruyen merdivenden iniyoruz bi binanin icine ki buyuk hakkaten, bizim kapalicarsi kalabalikliginda ve en az bir ucak hangari buyuklugunde bi yer. Onlarca kubikimsi, hepsinde degisik havayollari, bir karinca kolonisi gorunumunde, arada anonslar felan, karmakarisik.
Inip bizim havayolunu ariyoruz, hesapta buluyoruz ama bir degil onbinbir tane mekan var, kimisinde adam var ama onunde insan yok, kimisinde bir yigin, kimisi bos. Yine soralim felan diyoruz ama herkes bi mesgul boyle, bosta takilan adam yok. Neyse yaslica bi hatun buluyoruz, diyoruz ki biz Kansas'a uccaktik en son, diyor ki su ekranlari kullanicaksiniz. Ekran dedigi garip bisi, orasina bileti burasina bi kredi karti surtmemiz gerekiyor. Basliyoruz kurcalamaya ama cozebilirsen coz, bi bileti begenmiyor, bi kredi kartini begenmiyor, vs derken en son diyor ki git bilmemne havayollari ile gorus. E be civanim, biz zaten onu yapmak istiyoruz, niye kastiriosun da bastan soylemiosun.
Ayni yasli kadina gidip lan bak bole dedi diyoruz, o zaman suraya gidin surdan siraya girin diyor, e ben sana direk bunu sordum zaten ne oyaladin beni diyorum, bisi demiyor pis pis bakiyor. O sirada kardesim araya giriyor, abi bak burasi Turkiye degil, deme soyle seyler, anlamiyor bu Amerikalilar bu tarz seyleri diyor.
Uzaklasiyoruz kadindan, ben soyleniyorum kendi kendime. Hala bavulumuz yok, hala ucagimiz yok, hala nereye nasi gidiyoruz belli degil. Donup duruyoruz, gelmemiz gereken bankoya geliyoruz, siraya giriyoruz, sira geliyor, adamin onune gidiyoruz, biletler elimizde, uzun ip belimizde, adama uzatiyoruz. Adam soyle bi bakiyor ve diyor ki:
"Niye kacirdiniz ucagi?"
