ozakinci.net

August 25, 2007

Chicago... Ben senin...

Madem kardes uyuyor ben neden uyumuyorum deyip kapatiyorum gozlerimi. Zaten yorgunum, Chicago'da uyanirim artik. Olmuyor tabi. Cok saatlik bu yolculugun toplasan bir saatinde uyuyabilmis miyimdir? Sanmiyorum.

Vakit gecirmek icin sacma sapan seyler yapiyorum. Kendime gore hayaller kuruyorum, sonra bunlari begenmeyip yeniden kuruyorum. Ayni seyi bes farkli sekilde hayal ettikten sonra ilki iyiydi ulan deyip yeniden basa donuyorum. Gelgelelim vakit gecmiyor. Yemek geliyor gidiyor, ben garip seyler yapmaya devam ediyorum. Bi ara okyanusta gemi gormece oynuyorum. Gorene kadar kafami camdan cevirmeyecegim diyorum. Gozlerimi denize dikmis oyle melul melul bakiyorum. Isin komigi, artik boyle boynumun tutulma asamasinda, gozlerim sulanmisken goruyorum da bir gemi. Efendi gibi kuzeye gidiyor. Ama orda bi tek Gronland var benim bildigim. Hemek koltuk arkalarindaki minik ekranlardan haritayi acip dogruluyorum.

(Bu kadar teknoloji bir gun oldurecek beni)

Sonra bi ara filmlere veriyorum kendimi. Bayiyorum. Kardesimin ustunden atlayip koridorda geziniyorum. Tuvalte gidip varolan butun dugmelere basiyorum. Yerime donup radyolara veriyorum kendimi. Lakin, radyoda programlar, televizyonda filmler bitiyor, bu yolculuk bitmiyor.

Ucak nedense Kanada'nin kuzey dogusundan boyle bir giris yapiyor kitaya. Oysa ki dumduz gel degil mi? Ne isin var Kanada'da? Sonra dusunuyorum acep dunyanin yuvarlak olmasi ile bir alakasi olabilir mi?

Derken kardesim bi kimildaniyor. Firsat bu firsat deyip uyandiriyorum. Ohoo cok var deyip uyumaya niyetleniyor ama birakmiyorum. Yanimizda bir kagit oyunu var. Benim cocuklugumda kuartet derdik bunlara, neden bilmiyorum. Onun Star Wars versiyonu. Oynuyoruz boyle uzun uzun. Artik besinci tur felan bitiyor bu yolculuk bitmiyor.

Neden sonra ucak Kanada'dan sikilmis olacak ki Amerika sinirlarina girmeye niyet ediyor ve hedefimize bir miktar daha yaklasiyoruz. Bu arada kaptan pilot kisisi konusuyor boyle. Aslinda ara ara hep konusuyor bu adam. Boyle sen sakrak bi tip. Espri yapiyor, hikayeler anlatiyor. Belli ki o da sikilmis diye dusunuyorum ben. Yoksa misal Istanbul - Ankara arasi ne ucak ne otobus ne de trende bu kadar eglenen bi adama rastlamadim ben.

Diyelim ki inmemize bir saat felan kala hostes kardesler bilumum formlar dagitiyorlar. Doldurun ama iyi doldurun diyorlar. Kotu olursa sokmayabilirlermis bizi iceri diye uyariyolar. Oyle super dolduruyoruz ki kendimiz bile sasiriyoruz.

Sonunda yol bitiyor, iniyoruz, ucaktan cikiyoruz, mutluyuz. Eger Ataturk Havalimani koyse burasi bildigin sehir, oyle kocaman bi yer. Boyle bombos bi koridora giriyoruz, herkes bir yone ilerliyor, biz de peslerinden. Diger ucaga yine az vaktimiz var ve bu sefer Amerika'ya girmemiz gerekiyor. Uyarildik daha yolculuga cikmadan. En sikintili yer burasi, bildigin piliyi pirtiyi toplayip geri donme ihtimalimiz varmis. Neyse, biz yurumeye devam ediyoruz ama nafile. Bitmiyor bu koridor. Derken boyle buyuk bir acik alana geliyoruz. Gumruk mekani iste. Hani Istanbul'da gorevlilerin oturup pasaporta damga bastigi 5-6 tane kubik var ya, burda 20 tane var. Lakin hepsi kapali. Bir sonraki salona ilerliyoruz. Evet, aynisindan bir de burda var. Hem de onunde cilgin bir kuyrukla beraber.

Gerci su durum dunyanin her yerinde ayniymis ki 20 mekanin 10 tanesi kapali. Lan acsana da rahat rahat ilerleyelim, su kuyruk birikmesin. Yok abicim, giriyoruz kuyruga, basliyoruz beklemeye, etrafta ultra havali polisler felan, lan nereye geldik derken gelmis gecmis en tok, en agir, en karizmatik, en bi hede hodo ses yukselior gaipten.

"Welcome to USA."

August 15, 2007

Ne isim var lan benim Frankfurt'ta?

Ilerliyoruz tuglalar demirler icerisinde, etraf bi karanlik garip. Geliyoruz en nihayet bir guvenlik alanina, 2 x-ray cihazi, 4 guvenlik gorevlisi, onlerinde yuz kusur kisi, yavas yavas ileriyoruz boyle. Diyoruz ucak kacti zati. Cunku ben diyeyim 5 sen de 10 dakika var kalkis vaktine.

Benim daha canta acilacak, icinden, fotograf ekipmanlari haricinde 2 harddisk ve tonla elektronik sey bulunan foto cantasi cikartilacak, hepsinin ne oldugu gorevlilere aciklanacak ve umulacak ki bi ibnelik cikarmasinlar. Niye bu kadar eminim? Cunku Ataturk Havalimani'nin kapisinda aynen boyle yaptilar. Yani Turkiye'de durum bu ise Almanya'da, hele de Amerika'da bittim ben diye dusunuyorum.

Gerci herhal guvenlik gorevlisinin iyi bir tarafina denk geldik diye dusunuyorum o an, cunku benim cantayla ilgili bir harekette bulunmuyorlar. Kardesimin cantasindaki notebook'u bi cikarttirip kokluyorlar, sonra da saliyorlar bizi. Ucaga yetismek icin kosarak devam ediyoruz. Daha bikac saat once ayni depari Istanbul'da da attigim icin bacaklarim itiraz ediyor ama sallamiyorum kendilerini. Bir kapiya geliyoruz, cekik gozlu bi hatun el ediyor. Diyoruz "boyle boyle ucak olcakti bizim", "burda" diyor, "daha kalkmasina yarim saat var". "E ama kalkis saatini gecti" diyoruz, "olsun" diyor "beklettik biz sizin icin". "Allah razi olsun" diyoruz, girmeye yelteniyoruz. "Nayn", "Halt" hatta "Ich Ficke" diyor. Neymis, bilmemne formunu doldurmamiz gerekiyormus. "Lan bak ucak" diyoruz, "bekler" diyor.

Formu dolduruyoruz, diyoruz ki madem ucak bekler, bi tuvalete gidelim. Olmuyor, havaalaninin bu kismina tuvalet yapmayi unutmuslar. O zaman su icelim diyoruz, o da olmuyor. Bozuk parasi yokmus tezgahtaki yengenin. Daha saat kacmis, yeni acmismis. Altimiza yapmadan ucaga girsek diyoruz, yine olmuyor. Bilmemneyi beklememiz gerekiyor. En son "siz soyleyin bari napalim" diyoruz, oturtuyorlar bi koseye bekle diyorlar.

Ucagin kalkma saatinden epey bir sonra biz ucaga nihayet girebiliyoruz. Neyse simdi cosariz artik felan diye dusunuyorum ben ancak tabi ki mumkun degil. Megersem Frankfurt'a kadar ayri, sonrasi beraber diye bildigimiz oturma sekli Frankfurt'a kadar beraber sonrasi ayri degil miymis? Ucakta siralar 2-5-2 seklinde, biz de kuyruktan 2 onceki koltuklarda les bir yerdeyiz. Kardesimin yeri orta beslinin diger kosesi, benimki cam kenari, oh ne ala.

Yerime dogru ilerlerken bir bakiyorum ki yanimdaki yere zenci bi hatun kurulmus. Orta yasli ama kafada bandana felan var, elinde de plaj cantasindan bozma bir torba. Diyorum ki sansimi bir deneyeyim. "Ma'm" diyorum (yuru be) "iki dakka efendi olsaniz da ben kardesimle otursam, bak yazik bize" diyorum, "ok" diyor. Valla mi diye soruyorum ister istemez, biz alisik degiliz boyle nezaket felan. Valla diyor, hop gidiyor, kardes geliyor, oh keka...

Yerimize kuruluyoruz boyle, cosucaz simdi, kagit oynicaz felan. Ani bir sesle irkiliyorum, "horrr".

Arkasi yarin (yersen)...

August 10, 2007

Altan ve Nuri Camli kardeslerin yeni hayati su andan itibaren baslamistir

Boyle dedi kardesim tam ucaga binerken. Guldum kahkahalarla, tam yerinde harika bir replik.

Amerika'ya gidiyorduk, heheyt, her sey cok guzel olacakti. Olacak elbet, heyecanla bekliyoruz ayri. Gelgelelim dereyi gormeden pacayi sivama aliskanligimizdan her zamanki gibi erken havaya girdik. Bi dursana kardesim, sen yolculugunu tamamla, git evine otur bi, ondan sonra ister kasap havasina girersin ister Ankara havasina. Bi dur, bi dusun hele; onunde yaklasik 20 saatlik bi yolculuk var. Ne yer, ne icersin? Rahat eder misin? Uyuyabilir misin? Aklina gelmiyor ki adamin dunyayi pespembe gorurken. Oysa bi dikkat etsen Murphy kosede bekliyor bak.

Netekim biz hohoyt nidalari icinde ucaga bindik. Yolculuk guzergahimiz Istanbul - Frankfurt - Chicago - Kansas seklindeydi ve biz Frankfurt'a kadar ayri, geri kalan yolda da beraber oturacaktik, biletlerin o sekilde oldugu soylenmisti en azindan. Ama bir de ne gorelim, Frankfurt'a kadar da beraber oturmuyor muyuz? Huhuu, her sey cok guzel olacak. Evet olacak, ama geriden. Netekim dort bir yanimiza cocuklar oturdu mu? Oturdu. Bunlar ucagin harekete gecmesiyle beraber aglamaya basladilar mi? Basladilar. Ebeveynleri bunlari susturmak icin ugrastilar mi? Elbette, tekme tokat giristiler.

Bence, cocuk dogurmadan once, kaynasip tavsanlasmaya niyeti olan kimselere ozel bir okul/kurs felan olmali. Ilk ders konusu da "Aglayan Cocuk" olacak elbet. Netekim su eriyen dunya uzerinde kotek yiyip de susan cocuk daha gorulmemistir. Ayni sekilde cocugun tokadi yedikten sonra susmadigini ogrenen ana baba da gorulmemistir. Bence bu durum, beyindeki henuz kullanmadigimiz bir bolgeden dolayi gerceklesmektedir. Insallah gelecekte bir gun, beynimiz biraz daha fazla calismaya basladigi zaman bu durumun duzelecegini umuyorum.

Neyse efendim, biz basladik aglamalarla cigliklarla dolu Frankfurt yolculugumuza. Yanimda kardesim var ama, guzel bisi. 20 saat muhabbet simdi, gidince napariz planlari, vs. Derken bir horultu sesi, kardesim uyumus. Kaldik mi ortada?

Kaldim evet. Mal mal ucuyorum oyle. Kitap felan var yanimda da okuyasim yok. Negzel konusacaktik felan. Neyse bulutlarla beraber ucuyoruz oyle, "bu yukseklikten aynen Google Earth gibi gorunuyor" felan derken yemek servisi basladi. French Toast denen bisi verdiler. Aciz, yicez mecburen. Meret bildigin yumurtali ekmegin yandan yemisi. Ustelik icinde yumurta da yok. Bildigin sekerli suya banilmis garip bisi. Yaninda da dilimlenmis ananas. Tamam Lufthansa olabilirsin ama Turkiye'den Almanya'ya adam tasiyorsun. Ucagin %90'i Turk. Sevmeyiz ki biz boyle garip seyler.

Bereket ki her turlu yemege acik bi insanim. Yedim ictim, karnim doydu, mutluyum lakin kardes halen uyuyor. Bulutlarin uzerindeyiz, yer de gorunmuyor. Dedim bari ben de biraz gozlerimi kapatayim, belli olmaz, her an uyuyabilirim.

Uyumakla uyumamak arasi bir durumda bir sure daha kastiktan sonra artik nolduysa geldik. Indik felan, her sey yolunda gibi. Buyukcene bi havaalani boyle, ne guzel felan diyor insan. Ama tabi goruntuye kanmamak lazim, netekim burasi bildiginiz labirent. Ustelik iyice zor olsun diye herhanbi bir tabela, ekran felan da yok ortada. Insanlar oyle dolasiyorlar ordan oraya. Dedim ki sicarim ben boyle havaalaninin icine ve en yakin tuvaletin yolunu tuttum. Onun tabelasi var Allah icin, gordum biraz yuruyunce.

Havaalanina karsi bu icimi bosaltma isi bitince dedim ki bari soralim oraya buraya. Sorduk, dediler ki info yazan noktalarda ekranlar var, ordan ogrenebiliosun ucak nerde, kapi nerde. Evet cok mantikli da, etrafta herhangi bir yol bildirgeci olmamasindan kelli o info ekranlarinin onunde her daim kuyruk var. Ucak kalkicak yarim saat sonra. Yarim saatte ekrana ulasmayi birak, kuyrugun yarisina gelemezsin.

Neyse bi sekilde ucagin hangi kapidan kalkacagini ogrendik, orasi nerde diye sorduk. Bu sefer de dediler ki burdan suraya, surdan oraya, ordan da buraya gideceksin. Dedik guzel dedin de orasi burasi neresi ki? Bilsek gideriz zaten. Bu sefer dediler ki ust kata cik, trene bin! Tren diosun! Eyvallah, neyse bindik trene, indik trenden, ayni tas ayni hamam, ne tabela var ne baska bisi. Bir de insaat var havaalaninin icinde. Her yer dokuluyor boyle, bir tane gorevli yok ortada. Istisnasiz herkes birbirine soru isareti seklinde bakiyor.

Arkasi yarin...

August 5, 2007

Macera dolu Amerika

Gorucez bakalim neresi ne kadar macera dolu imis. Evet efenim abbas yolcu, ben bildiginiz gidiyorum. Amerika yollari tastan, Kansas yollari Arnavut Kaldirimi.

Birkac saat sonra kalkiyor ucagim. Evet benim ucagim, aldim kendime ucak, ari viz viz viz misali. Aktarmalardan aktarma begenerek ucacagim saatlerce. Aslen nereye ve niye gidiyorum sorularinin vardir bin cesit cevabi ama hangisi, ne kadar dogru, iste o kavsakta ben de surum surum surumcemedeyim.

Gelmisti bence vakti bireyselligin. Geldi de niye bu kadar gecikti bilmiyorum ben onu. Tabi ki temelinde benimdir sebebi emme bunu simdi mi anladim yoksa anlamistim da simdi mi dank etti kafama bilmiyorum. Lan ben de hic bisi bilmiyorum, onu fark ettim bak simdi.

Herhal bunyeyi kandirmama en uygun olani sudur ki, kendi kendimi, kendi ellerim ve bilincimle, nam-i diger bilerek ve isteyerek, baskalari icin ugrastirdim bugune kadar. Bu sebepten, "E yeter hadi, sira bende gayri" diyerekten kendimi, kedimi, evimi, isimi, esimi biraktim, gidiyorum ardima bakmadan. Zor cunku bi yone giderken kafayi cevirip de bakmak. Boynu tutuluyor insanin.

Ustelik bahane oldu, tee blog kavrami ortada yokken basladigim bu muhabbete de geri donmus oldum bu sekilde. Neydi abi oyle kurumsal site muhabbeti felan, bi de oturdum yaptim ya orasi komik. Neyse gecti gitti bitti, oh.

Gerci blog olayi cok da saglikli degil aslen. Millet havaya girip yaziyor felan da, sakat bi durum var. Bilumum gerzek 3. muhabbetler hakkinda yazinca sorun yok gibi. Lakin oturup da kendin hakkinda yazinca fena. Netekim ben yillarca yaptim, ordan biliyorum. Tamam arkadaslarin okuyor, iyi guzel de bu arkadaslarinin arasina zaman zaman yanlis insanlar da karisiyor. Bunun anasi var, babasi var, esi var, dostu var. Misal yaziyorsun dun gece bi ictik eglendik diye. Ertesi sabah karga bokunu yemeden anne telefonda hesap soruyor, evladim bak nasi icmissiniz ayip felan diye. Sikintili (evet, kimi kelimelerde turkce harf kullanimi sikinti yaratabiliyor) olabiliyor yani.

Ama sonucta yeniden yazicam isalla, kararliyim. Hem de boyle fotolu motolu bisiler yapayim diyorum. Nereye gittim, niye gittim, ne gordum felan hep ortada olsun da sonra beddualarla ugrasmayalim. Okul diyorum netekim, bunun dersi var, odevi var, yabanci bir yer, tanimadik insanlar. Burada halkin arasinda farkedilmeden yuruyorduk, orada simdi 9/11 tribi yapip ayakustu dutmesinler bizi.

Neyse efem, uzun lafin kisasi, boyleyken boyle. Ben gidiyorum hatta belkim gittim bile. Geride kalanlara Allah sabir versin. Bana da hayallerimi gerceklestirecek azim, guc, zaman, para, vs ne gerekiyorsa versin, ugrastirmasin. Amin.