Ne isim var lan benim Frankfurt'ta?
Ilerliyoruz tuglalar demirler icerisinde, etraf bi karanlik garip. Geliyoruz en nihayet bir guvenlik alanina, 2 x-ray cihazi, 4 guvenlik gorevlisi, onlerinde yuz kusur kisi, yavas yavas ileriyoruz boyle. Diyoruz ucak kacti zati. Cunku ben diyeyim 5 sen de 10 dakika var kalkis vaktine.
Benim daha canta acilacak, icinden, fotograf ekipmanlari haricinde 2 harddisk ve tonla elektronik sey bulunan foto cantasi cikartilacak, hepsinin ne oldugu gorevlilere aciklanacak ve umulacak ki bi ibnelik cikarmasinlar. Niye bu kadar eminim? Cunku Ataturk Havalimani'nin kapisinda aynen boyle yaptilar. Yani Turkiye'de durum bu ise Almanya'da, hele de Amerika'da bittim ben diye dusunuyorum.
Gerci herhal guvenlik gorevlisinin iyi bir tarafina denk geldik diye dusunuyorum o an, cunku benim cantayla ilgili bir harekette bulunmuyorlar. Kardesimin cantasindaki notebook'u bi cikarttirip kokluyorlar, sonra da saliyorlar bizi. Ucaga yetismek icin kosarak devam ediyoruz. Daha bikac saat once ayni depari Istanbul'da da attigim icin bacaklarim itiraz ediyor ama sallamiyorum kendilerini. Bir kapiya geliyoruz, cekik gozlu bi hatun el ediyor. Diyoruz "boyle boyle ucak olcakti bizim", "burda" diyor, "daha kalkmasina yarim saat var". "E ama kalkis saatini gecti" diyoruz, "olsun" diyor "beklettik biz sizin icin". "Allah razi olsun" diyoruz, girmeye yelteniyoruz. "Nayn", "Halt" hatta "Ich Ficke" diyor. Neymis, bilmemne formunu doldurmamiz gerekiyormus. "Lan bak ucak" diyoruz, "bekler" diyor.
Formu dolduruyoruz, diyoruz ki madem ucak bekler, bi tuvalete gidelim. Olmuyor, havaalaninin bu kismina tuvalet yapmayi unutmuslar. O zaman su icelim diyoruz, o da olmuyor. Bozuk parasi yokmus tezgahtaki yengenin. Daha saat kacmis, yeni acmismis. Altimiza yapmadan ucaga girsek diyoruz, yine olmuyor. Bilmemneyi beklememiz gerekiyor. En son "siz soyleyin bari napalim" diyoruz, oturtuyorlar bi koseye bekle diyorlar.
Ucagin kalkma saatinden epey bir sonra biz ucaga nihayet girebiliyoruz. Neyse simdi cosariz artik felan diye dusunuyorum ben ancak tabi ki mumkun degil. Megersem Frankfurt'a kadar ayri, sonrasi beraber diye bildigimiz oturma sekli Frankfurt'a kadar beraber sonrasi ayri degil miymis? Ucakta siralar 2-5-2 seklinde, biz de kuyruktan 2 onceki koltuklarda les bir yerdeyiz. Kardesimin yeri orta beslinin diger kosesi, benimki cam kenari, oh ne ala.
Yerime dogru ilerlerken bir bakiyorum ki yanimdaki yere zenci bi hatun kurulmus. Orta yasli ama kafada bandana felan var, elinde de plaj cantasindan bozma bir torba. Diyorum ki sansimi bir deneyeyim. "Ma'm" diyorum (yuru be) "iki dakka efendi olsaniz da ben kardesimle otursam, bak yazik bize" diyorum, "ok" diyor. Valla mi diye soruyorum ister istemez, biz alisik degiliz boyle nezaket felan. Valla diyor, hop gidiyor, kardes geliyor, oh keka...
Yerimize kuruluyoruz boyle, cosucaz simdi, kagit oynicaz felan. Ani bir sesle irkiliyorum, "horrr".
Arkasi yarin (yersen)...
Benim daha canta acilacak, icinden, fotograf ekipmanlari haricinde 2 harddisk ve tonla elektronik sey bulunan foto cantasi cikartilacak, hepsinin ne oldugu gorevlilere aciklanacak ve umulacak ki bi ibnelik cikarmasinlar. Niye bu kadar eminim? Cunku Ataturk Havalimani'nin kapisinda aynen boyle yaptilar. Yani Turkiye'de durum bu ise Almanya'da, hele de Amerika'da bittim ben diye dusunuyorum.
Gerci herhal guvenlik gorevlisinin iyi bir tarafina denk geldik diye dusunuyorum o an, cunku benim cantayla ilgili bir harekette bulunmuyorlar. Kardesimin cantasindaki notebook'u bi cikarttirip kokluyorlar, sonra da saliyorlar bizi. Ucaga yetismek icin kosarak devam ediyoruz. Daha bikac saat once ayni depari Istanbul'da da attigim icin bacaklarim itiraz ediyor ama sallamiyorum kendilerini. Bir kapiya geliyoruz, cekik gozlu bi hatun el ediyor. Diyoruz "boyle boyle ucak olcakti bizim", "burda" diyor, "daha kalkmasina yarim saat var". "E ama kalkis saatini gecti" diyoruz, "olsun" diyor "beklettik biz sizin icin". "Allah razi olsun" diyoruz, girmeye yelteniyoruz. "Nayn", "Halt" hatta "Ich Ficke" diyor. Neymis, bilmemne formunu doldurmamiz gerekiyormus. "Lan bak ucak" diyoruz, "bekler" diyor.
Formu dolduruyoruz, diyoruz ki madem ucak bekler, bi tuvalete gidelim. Olmuyor, havaalaninin bu kismina tuvalet yapmayi unutmuslar. O zaman su icelim diyoruz, o da olmuyor. Bozuk parasi yokmus tezgahtaki yengenin. Daha saat kacmis, yeni acmismis. Altimiza yapmadan ucaga girsek diyoruz, yine olmuyor. Bilmemneyi beklememiz gerekiyor. En son "siz soyleyin bari napalim" diyoruz, oturtuyorlar bi koseye bekle diyorlar.
Ucagin kalkma saatinden epey bir sonra biz ucaga nihayet girebiliyoruz. Neyse simdi cosariz artik felan diye dusunuyorum ben ancak tabi ki mumkun degil. Megersem Frankfurt'a kadar ayri, sonrasi beraber diye bildigimiz oturma sekli Frankfurt'a kadar beraber sonrasi ayri degil miymis? Ucakta siralar 2-5-2 seklinde, biz de kuyruktan 2 onceki koltuklarda les bir yerdeyiz. Kardesimin yeri orta beslinin diger kosesi, benimki cam kenari, oh ne ala.
Yerime dogru ilerlerken bir bakiyorum ki yanimdaki yere zenci bi hatun kurulmus. Orta yasli ama kafada bandana felan var, elinde de plaj cantasindan bozma bir torba. Diyorum ki sansimi bir deneyeyim. "Ma'm" diyorum (yuru be) "iki dakka efendi olsaniz da ben kardesimle otursam, bak yazik bize" diyorum, "ok" diyor. Valla mi diye soruyorum ister istemez, biz alisik degiliz boyle nezaket felan. Valla diyor, hop gidiyor, kardes geliyor, oh keka...
Yerimize kuruluyoruz boyle, cosucaz simdi, kagit oynicaz felan. Ani bir sesle irkiliyorum, "horrr".
Arkasi yarin (yersen)...

0 Comments:
Post a Comment
<< Home