Chicago... Ben senin...
Madem kardes uyuyor ben neden uyumuyorum deyip kapatiyorum gozlerimi. Zaten yorgunum, Chicago'da uyanirim artik. Olmuyor tabi. Cok saatlik bu yolculugun toplasan bir saatinde uyuyabilmis miyimdir? Sanmiyorum.
Vakit gecirmek icin sacma sapan seyler yapiyorum. Kendime gore hayaller kuruyorum, sonra bunlari begenmeyip yeniden kuruyorum. Ayni seyi bes farkli sekilde hayal ettikten sonra ilki iyiydi ulan deyip yeniden basa donuyorum. Gelgelelim vakit gecmiyor. Yemek geliyor gidiyor, ben garip seyler yapmaya devam ediyorum. Bi ara okyanusta gemi gormece oynuyorum. Gorene kadar kafami camdan cevirmeyecegim diyorum. Gozlerimi denize dikmis oyle melul melul bakiyorum. Isin komigi, artik boyle boynumun tutulma asamasinda, gozlerim sulanmisken goruyorum da bir gemi. Efendi gibi kuzeye gidiyor. Ama orda bi tek Gronland var benim bildigim. Hemek koltuk arkalarindaki minik ekranlardan haritayi acip dogruluyorum.
(Bu kadar teknoloji bir gun oldurecek beni)
Sonra bi ara filmlere veriyorum kendimi. Bayiyorum. Kardesimin ustunden atlayip koridorda geziniyorum. Tuvalte gidip varolan butun dugmelere basiyorum. Yerime donup radyolara veriyorum kendimi. Lakin, radyoda programlar, televizyonda filmler bitiyor, bu yolculuk bitmiyor.
Ucak nedense Kanada'nin kuzey dogusundan boyle bir giris yapiyor kitaya. Oysa ki dumduz gel degil mi? Ne isin var Kanada'da? Sonra dusunuyorum acep dunyanin yuvarlak olmasi ile bir alakasi olabilir mi?
Derken kardesim bi kimildaniyor. Firsat bu firsat deyip uyandiriyorum. Ohoo cok var deyip uyumaya niyetleniyor ama birakmiyorum. Yanimizda bir kagit oyunu var. Benim cocuklugumda kuartet derdik bunlara, neden bilmiyorum. Onun Star Wars versiyonu. Oynuyoruz boyle uzun uzun. Artik besinci tur felan bitiyor bu yolculuk bitmiyor.
Neden sonra ucak Kanada'dan sikilmis olacak ki Amerika sinirlarina girmeye niyet ediyor ve hedefimize bir miktar daha yaklasiyoruz. Bu arada kaptan pilot kisisi konusuyor boyle. Aslinda ara ara hep konusuyor bu adam. Boyle sen sakrak bi tip. Espri yapiyor, hikayeler anlatiyor. Belli ki o da sikilmis diye dusunuyorum ben. Yoksa misal Istanbul - Ankara arasi ne ucak ne otobus ne de trende bu kadar eglenen bi adama rastlamadim ben.
Diyelim ki inmemize bir saat felan kala hostes kardesler bilumum formlar dagitiyorlar. Doldurun ama iyi doldurun diyorlar. Kotu olursa sokmayabilirlermis bizi iceri diye uyariyolar. Oyle super dolduruyoruz ki kendimiz bile sasiriyoruz.
Sonunda yol bitiyor, iniyoruz, ucaktan cikiyoruz, mutluyuz. Eger Ataturk Havalimani koyse burasi bildigin sehir, oyle kocaman bi yer. Boyle bombos bi koridora giriyoruz, herkes bir yone ilerliyor, biz de peslerinden. Diger ucaga yine az vaktimiz var ve bu sefer Amerika'ya girmemiz gerekiyor. Uyarildik daha yolculuga cikmadan. En sikintili yer burasi, bildigin piliyi pirtiyi toplayip geri donme ihtimalimiz varmis. Neyse, biz yurumeye devam ediyoruz ama nafile. Bitmiyor bu koridor. Derken boyle buyuk bir acik alana geliyoruz. Gumruk mekani iste. Hani Istanbul'da gorevlilerin oturup pasaporta damga bastigi 5-6 tane kubik var ya, burda 20 tane var. Lakin hepsi kapali. Bir sonraki salona ilerliyoruz. Evet, aynisindan bir de burda var. Hem de onunde cilgin bir kuyrukla beraber.
Gerci su durum dunyanin her yerinde ayniymis ki 20 mekanin 10 tanesi kapali. Lan acsana da rahat rahat ilerleyelim, su kuyruk birikmesin. Yok abicim, giriyoruz kuyruga, basliyoruz beklemeye, etrafta ultra havali polisler felan, lan nereye geldik derken gelmis gecmis en tok, en agir, en karizmatik, en bi hede hodo ses yukselior gaipten.
"Welcome to USA."
Vakit gecirmek icin sacma sapan seyler yapiyorum. Kendime gore hayaller kuruyorum, sonra bunlari begenmeyip yeniden kuruyorum. Ayni seyi bes farkli sekilde hayal ettikten sonra ilki iyiydi ulan deyip yeniden basa donuyorum. Gelgelelim vakit gecmiyor. Yemek geliyor gidiyor, ben garip seyler yapmaya devam ediyorum. Bi ara okyanusta gemi gormece oynuyorum. Gorene kadar kafami camdan cevirmeyecegim diyorum. Gozlerimi denize dikmis oyle melul melul bakiyorum. Isin komigi, artik boyle boynumun tutulma asamasinda, gozlerim sulanmisken goruyorum da bir gemi. Efendi gibi kuzeye gidiyor. Ama orda bi tek Gronland var benim bildigim. Hemek koltuk arkalarindaki minik ekranlardan haritayi acip dogruluyorum.
(Bu kadar teknoloji bir gun oldurecek beni)
Sonra bi ara filmlere veriyorum kendimi. Bayiyorum. Kardesimin ustunden atlayip koridorda geziniyorum. Tuvalte gidip varolan butun dugmelere basiyorum. Yerime donup radyolara veriyorum kendimi. Lakin, radyoda programlar, televizyonda filmler bitiyor, bu yolculuk bitmiyor.
Ucak nedense Kanada'nin kuzey dogusundan boyle bir giris yapiyor kitaya. Oysa ki dumduz gel degil mi? Ne isin var Kanada'da? Sonra dusunuyorum acep dunyanin yuvarlak olmasi ile bir alakasi olabilir mi?
Derken kardesim bi kimildaniyor. Firsat bu firsat deyip uyandiriyorum. Ohoo cok var deyip uyumaya niyetleniyor ama birakmiyorum. Yanimizda bir kagit oyunu var. Benim cocuklugumda kuartet derdik bunlara, neden bilmiyorum. Onun Star Wars versiyonu. Oynuyoruz boyle uzun uzun. Artik besinci tur felan bitiyor bu yolculuk bitmiyor.
Neden sonra ucak Kanada'dan sikilmis olacak ki Amerika sinirlarina girmeye niyet ediyor ve hedefimize bir miktar daha yaklasiyoruz. Bu arada kaptan pilot kisisi konusuyor boyle. Aslinda ara ara hep konusuyor bu adam. Boyle sen sakrak bi tip. Espri yapiyor, hikayeler anlatiyor. Belli ki o da sikilmis diye dusunuyorum ben. Yoksa misal Istanbul - Ankara arasi ne ucak ne otobus ne de trende bu kadar eglenen bi adama rastlamadim ben.
Diyelim ki inmemize bir saat felan kala hostes kardesler bilumum formlar dagitiyorlar. Doldurun ama iyi doldurun diyorlar. Kotu olursa sokmayabilirlermis bizi iceri diye uyariyolar. Oyle super dolduruyoruz ki kendimiz bile sasiriyoruz.
Sonunda yol bitiyor, iniyoruz, ucaktan cikiyoruz, mutluyuz. Eger Ataturk Havalimani koyse burasi bildigin sehir, oyle kocaman bi yer. Boyle bombos bi koridora giriyoruz, herkes bir yone ilerliyor, biz de peslerinden. Diger ucaga yine az vaktimiz var ve bu sefer Amerika'ya girmemiz gerekiyor. Uyarildik daha yolculuga cikmadan. En sikintili yer burasi, bildigin piliyi pirtiyi toplayip geri donme ihtimalimiz varmis. Neyse, biz yurumeye devam ediyoruz ama nafile. Bitmiyor bu koridor. Derken boyle buyuk bir acik alana geliyoruz. Gumruk mekani iste. Hani Istanbul'da gorevlilerin oturup pasaporta damga bastigi 5-6 tane kubik var ya, burda 20 tane var. Lakin hepsi kapali. Bir sonraki salona ilerliyoruz. Evet, aynisindan bir de burda var. Hem de onunde cilgin bir kuyrukla beraber.
Gerci su durum dunyanin her yerinde ayniymis ki 20 mekanin 10 tanesi kapali. Lan acsana da rahat rahat ilerleyelim, su kuyruk birikmesin. Yok abicim, giriyoruz kuyruga, basliyoruz beklemeye, etrafta ultra havali polisler felan, lan nereye geldik derken gelmis gecmis en tok, en agir, en karizmatik, en bi hede hodo ses yukselior gaipten.
"Welcome to USA."

1 Comments:
Eh be corc, ne iyi etmissin tekrar dokturmekle, hayallerin gibi olur umarim her bisicikler...
By Bu Bu, At September 2, 2007 1:38 PM
Post a Comment
<< Home